Turizmci Olmak: Bir Kimlik mi, Bir Meslek mi?

Read Time:4 Minute, 49 Second

Türkiye’nin en büyük sektörlerinden birinde ‘resmi meslek’ neden yok

Türkiye’de turizm, ekonomik büyüklüğüyle neredeyse her istatistikte ön sıralarda yer alır. 2024 yılı verilerine göre sektör, doğrudan 1 milyon 194 bin kişiyi istihdam etmekte; dolaylı etkilerle bu rakam 2 milyonun üzerine çıkmakta. GSYH’ye doğrudan katkısı 60 milyar doları aşmakta, turizm gelirlerinde ise 2024’te 61,1 milyar dolar gerçekleşmiştir. Türkiye, turistleri en çok ağırlayan ülkeler arasında dünyada 5. sıradadır. Bu veriler, düz bir cümleyle söylendiğinde bile oldukça etkileyici.

Şimdi şu soruyu sormak gerekiyor: Bu kadar büyük bir sektörde çalışanlar, hangi meslekten sayılır?

Cevap hem basit hem de tuhaf: ‘Turizmci.’ Ama bu sözcük, Türk hukukunda hiçbir yerde resmi bir meslek olarak tanımlanmamaktadır.

“Turizmciyim” diyoruz. Peki bu nedir tam olarak? Bir sektör mensubu mu, bir kimlik mi, yoksa fiilen var olmayan bir mesleğin adı mı?

“Turizmci” Kelimesinin Hukuki Boşluğu

Türkiye’de avukatlar, mimarlar, doktorlar, muhasebeciler – hepsi kendi meslek kanunlarına, odalarına, etik kurallarına ve disiplin mekanizmalarına sahiptir. Peki bir seyahat acentası çalışanı, bir gezi operatörü yöneticisi, bir otel satış müdürü ya da bir MICE uzmanı? Bu kişiler mesleki anlamda nerededir?

Yasal çerçeve şu şekilde özetlenebilir: 1618 sayılı Seyahat Acentaları ve Seyahat Acentaları Birliği Kanunu, 1972’de çıkarılmıştır. Zaman zaman revize edilmiş olan bu yarım asrı geçkin kanun, seyahat acentalarını bir ticari kuruluş olarak tanımlar; ancak bu kuruluşlarda çalışan kişileri bir meslek mensubu olarak tanımlayan herhangi bir düzenleme içermez. Yani kanun, kurumu korur – ama insanı görmez.

TÜRSAB, seyahat acentalarının çatı örgütü olarak işlev görür; üyelerine oda, birlik ve disiplin mekanizması sunar. Ancak bu yapı da bireysel çalışanı değil, tüzel kişiliği – yani acentayı – kapsar. Bir doktor nerede çalışırsa çalışsın, tabip odasına kayıtlıdır ve mesleği yasal güvence altındadır. Bir turizmci ise çalıştığı şirkete bağlıdır; şirket kapanırsa kimliği de kaybolur.

Turist Rehberliği: Nasıl Bir Meslek Haline Geldi?

Bu tablonun içinde belirgin bir istisna vardır: turist rehberleri. Bu meslek grubu, uzun yıllar boyunca yönetmelik bazında idare edildi. 2012’de çıkarılan 6326 sayılı Turist Rehberliği Meslek Kanunu ile rehberlik, sonunda gerçek anlamda bir meslek kimliğine kavuştu.

Kanun çerçevesinde rehberlere sınav zorunluluğu, ruhsatname, meslek kartı, oda üyeliği ve disiplin mekanizması getirildi. TUREB (Türkiye Turist Rehberleri Birliği) çatısı altında meslek örgütlenmesi sağlandı. Rehberlik, artık sadece bir iş değil; yasal sınırları, etik ilkeleri ve yaptırımları olan bir meslektir.

Bu dönüşüm küçümsenemez. Onlarca yıl boyunca sahada ‘çevirmen’ ya da ‘gönüllü anlatıcı’ gibi muğlak statülerde var olan rehberler, sonunda devletin gözünde gerçek bir kimliğe sahip oldu. Ancak bu hikâyenin şu an için en acı ironisi şudur: Rehberlerin çalıştığı seyahat acentasının genel müdürünün hâlâ böyle bir statüsü yoktur.

“Rehber kanunla tanımlanmış bir meslektir. Onu işe alan turizmci ise değildir.”

Diğer Ülkelerde Durum Ne?

Fransa’da turizm sektörünün çalışanları, belirli uzmanlık alanlarında mesleki yeterlilik sertifikaları (titre professionnel) almak zorundadır. Almanya’da tur operatörlüğü ve seyahat acentacılığı bağımsız bir ticaret dalı olarak tanımlanmış ve çalışanlar için mesleki eğitim standartları belirlenmiştir. İspanya’da ise bazı özerk bölgeler turizm sektörü çalışanları için ayrı lisanslama gereklilikleri getirmiştir.

Bu örnekler, sektör büyüdükçe ve profesyonelleştikçe yalnızca kurumların değil, bireylerin de sistemin içinde tanımlanması gerektiğini göstermektedir. Hukuki kimlik, hem meslek mensuplarını korur hem de sektör kalitesini dışarıdan ölçülebilir kılar.

Mesleğin Tanımlanmamış Olması Ne Anlama Geliyor?

Bir mesleğin yasal çerçevesinin olmaması, ilk bakışta teknik bir boşluk gibi görünebilir. Oysa gündelik hayata yansımaları son derece somuttur.

İlk olarak sosyal güvence meselesi vardır. Bağımsız çalışan ya da proje bazlı istihdam edilen pek çok turizm profesyoneli mesleki sigorta veya emeklilik avantajlarından yararlanamamaktadır. Çünkü ortada ‘turizm uzmanı’ diye bir meslek kodu yoktur. Sadece kendi kendine verilen bir unvan söz konusudur.

İkinci olarak ,eğitim ve standart sorunu gelir. Mesleki yeterlilik olmadan, turizm sektörüne giriş fiilen serbesttir. Dün bankacı olan biri, bugün ‘turizmci’ olabilir. Bu esneklik bazen bir avantaj gibi görünse de uzun vadede sektörün kalitesini ve itibarını zayıflatır.

Üçüncüsü temsil sorunudur. Meslek örgütü olmadan, bireysel turizmciler karar alma süreçlerinde pek sesini duyuramamaktadır. Bakanlık toplantıları, yasa düzenlemeleri, teşvik paketleri – bunların tamamında seyahat acentaları kurumsal kimliğiyle temsil edilir; ama orada çalışan insan değil.

Ve son olarak belki de en derinden hissedilen şey: kimlik meselesi. Bir turizmci, CV’sine ne yazar? ‘Turizm uzmanı’ diye bir unvan koyabilir – ama bu unvanın arkasında devletin tanıdığı, sektörün onayladığı, kurumun koruduğu bir zemin yoktur.

Değişim İçin Ne Gerekiyor?

Rehberlik kanununun çıkması, sürecin nasıl işleyebileceğini zaten göstermiştir. Benzer bir çerçeve, turizm sektörünün diğer aktörleri için de kurulabilir; ancak bu, gerçekten bir siyasi irade ve sektör içi konsensüs gerektirmektedir.

Bunun için birkaç temel adım öne çıkıyor: Önce mesleki kategorilerin tanımlanması gerekiyor – ‘turizmci’ tek tip değildir. Tur operatörü yöneticisi, MICE uzmanı, güzergâh yöneticisi, kongre organizatörü, inbound satış uzmanı vb. bunların hepsi farklı beceri setleri gerektiren, birbirinden ayrı uzmanlık alanlarıdır. Bu ayrımı yapmadan yasa çıkmaz; çıksa da işlevsiz kalır.

Sonrasında yeterlilik standartlarının belirlenmesi gerekiyor. Yükseköğretim kurumları zaten turizm işletmeciliği, seyahat işletmeciliği ve benzeri programlar sunuyor. Bu programlarla mesleki sertifikasyon sistemleri arasındaki köprü kurulabilir.

Ve belki en önemlisi: sektörün kendi içinden bu talebi yükseltmesi gerekiyor. Kanunlar genellikle aşağıdan gelen basınçla şekillenir. Rehberlik Kanunu da kendiliğinden çıkmadı; yıllarca süren mesleki savunuculuk çalışmalarının, odaların ısrarlı taleplerinin ve akademisyenlerin desteklerinin bir ürünüdür.

“Sektör büyüdükçe içindeki insanı da tanımak zorundayız. Çünkü hizmet kalitesi, nihai olarak insandan geçer.”

Bir Tespit

Türkiye, dünya turizminde sahici bir güç haline gelmiştir. Yıllık 60 milyar dolar gelir, 62 milyonun üzerinde ziyaretçi ve 2 milyona yakın istihdam rakamları bu gücün somut yansımalarıdır. Önümüzdeki yıllarda 100 milyar dolar ve 100 milyon turist hedeflendiğinde, bu sektörde çalışan insan profilinin de dönüşmesi kaçınılmazdır.

Bu dönüşüm zaten başladı. Dijitalleşme, yapay zeka destekli rezervasyon sistemleri, deneyim odaklı tur anlayışı ve sürdürülebilirlik baskısı – bunların hepsi turizm profesyonelinden çok daha derin bir uzmanlık talep etmektedir. Aynı zamanda, bu dönüşüm ‘turizmci’nin kim olduğu sorusunu da daha acil hale getirmektedir.

Rehberlik bir kez hak ettiği yeri aldı. Çok gecikmeli de olsa sıra, onun etrafındaki geniş ekosisteme geldi. ‘Turizmci’ kimliği, sahaya yansıyan kadar da kağıda yansımalıdır.

Bu makale, TÜİK Turizm Uydu Hesabı 2024, TTYD raporları, 1618 sayılı Kanun, 6326 sayılı Turist Rehberliği Meslek Kanunu ve TÜRSAB kayıtları esas alınarak kaleme alınmıştır.

İrtibatta olalım / Be in Touch:
Sürdürülebilirlik Previous post Sürdürülebilirlik Pazarlamasını Yeniden Düşünmek: Doğrulamadan Etkiye